İçinde bir şeyler olmalı insanın, Bir ışık , bir kıpırtı, bir heyecan Sahip olduğu şeylerle ilgili değil bu. Ulaşamasa da sevdiği şeyler de olmalı
Bir gezegeni olmalı mesela Uzaklarda duran, dokunamadığımız, yörüngesinde dolanıp duran... Benimki Satürn, ya seninki? Hani şu halkaları olan, en yakışıklısı Uzakta evet, ama benim o, benim olmasa da yüreğimde benim...
Bir çiçeği olmalı mesela, Benimki Lale, hani şu en kıskanç olanlardan Kendi dalından filiz verip yeni bir lale açmasına izin vermez o, kıskanır ama asaletten.. Bir devre adını vermiş, zamanı etkilemiş, ama en zarif çiçeklerden biri. Elimde laleler mi var? ya da bir lalezarım var mı? Hayır, benim o, benim olmasa da yüreğimdeki lale benim...
Bir masalı olmalı insanın. Bir çizgifilmi, bir sevdiği oyunu, bir çocukluk kırıntısı olmalı yüreğinde.. Bir kahramanı olmalı her zaferine sevindiği, zor zamanında onu düşündüğü. Benim masalım çok, anlat anlat bitmez ki. Anlatınca da dinleyeni olmalı insanın, Hatta kitabı ters tutsanız bile masalınızı dinleyen birileri olmalı. Hangisini yüreğime koysam diğerlerinden ayırsam bilemedim. Yüreğim geniş, sonu güzel biten her masala yer var. Kendi masalım mı? Onu da yazıyorum her saniye...
kapatırız, bazen kapıyı, bazen konuyu, bazen telefonu, bilmeyiz ki o anda neler değişti? neler bitti ya da başladı? bir kalp kırdığımızda aslında zor inşa ettğimiz gemileri de yakıyoruzdur, bilemeyiz neler kaybettiğimizi acı olanı da neler kaybettiğimizi asla öğrenemeyecek olmamızdır kırılan kalptedir bir çok sır ulaşamayız ona, uzakta kalır belki, bilemeyiz herkes kendi hayatının başrolünü oynarken, başrolü kaptırmak bir yana eleştirmen olarak seyredecek yüreğimiz var mı?
"Çocukken yatağımdan her kalkışımda, yerdeki yastık ve minderleri görüp, annemin dağınıklığından dolayı söylenip dururdum. Büyüdüm, evlendim ve nur topu gibi bir erkek çocuk sahibi oldum. Oğlum da bana benzemiş olmalı ki, geceleri kıpır kıpır dönüp, ikide birde yataktan düşüyor. Ve şimdi ben, rahmetli anacığıma fatihalar okuyarak, yavrumun düşebileceği yerlere minderler seriyorum..."
Cüneyt Suavi'nin bu mini hatırasını çok severim. Çok içten bir şekilde anlatmış hadiseyi. Düşünüyorum da, acaba ben de ailemle anlaşamadığım konularda ilerde onlara hak verecek miyim?? Bu konu beni düşündürüyor...
Karanlıktan korkardım küçükken. Şimdi bazen öyle anlar oluyor ki karanlığı mumla arıyorum. Hayal dünyamda temizlik yapıyorum şimdilerde.Ne çok atmam gereken dosya varmış anlatamam. Hayır eskileri değil, atılması gereken yeniler.Işıklarını giderek azaltmışım ve ilgilenmemişim, tozlanmış hayallerim. Daralmış üstelik, daha somut şeylere dönüşmüş. Oysa neler yoktu ki. Kaybolurdum içinde. Bir denize giriyor gibi, bir karanlığa korkmadan dalıyor gibi... Bir kelebeğin ahşap ve karanlık odada gezmesi gibi gezdim hayallerimde. Şimdiye kadar neler düşledim ve zamanla nasıl da değiştim diye uzun uzun inceledim. Çok değişmişim. Yüreğim de o yüzden sıkılmış kafeste. Son zamanlarda sıkıntılardaydı, anlam veremiyordum. Önceden yeri de genişti kendisi de. Pır pır edecek o kadar çok sebep bulurdu ki kendine. Bahanesi çoktu neşelenmek için. Siyah saçlarını annesi iki yandan bağlamış şirin şirin gülümseyen bir minik kız gibi bakardı hayata. Ondaki ışık gözlerimi ateşlerdi. Lisede gözlerimin ışıl ışıl olmasından bahsederdi arkadaşlarım. Yüreğime ne oldu? Ya gözlerime? Hayallerim, karanlığa uçup gitmese olmaz mı? Yakalamam gereken bir şey mi bu? Yoksa belli yaşlarda geçirilmesi gereken ve peşinde koşmamam gereken duygular mı? Ben bunlar olmadan yaşayamıyorum galiba. Bir keman çalıyor kulaklarımda, bazen hafif bir piyano. Hayatım fotoğraf fotoğraf gözlerimin önüne geldiğinde neden giderek soluyor resimler? Renkler eski canlılığını kaybederken gülümsemeler de azalmış gibi. Eskiden, eski resimler renksiz olurdu. Şimdi hayatımın renkleri giderek soluyor.Bir ışık, bir umut belki orda burda aradığım. Parlak bir fikir, bir dondurma, bir kelebek, bir pamuk şeker renklendirmeye yeter mi?
imkansızı
denemek.. bende o kadar cesaret var mı ki? hatırlıyorum; 1. sınıfa
giderken komşunun kızıyla oyun oynardık, ben kendi gözümde dev bir
sınıfa gidiyordum o ise anasınıfına. Nasıl da güveniyordum kendime. Tek
başıma bakkala kadar gitmek kocaman bir başarıydı benim için. Mutluluk
ise; bu arkadaşımın babası akşam eve geldiğinde bazen bizi bakkala
götürür, plastik kavanozdaki limon şekilli sakızlardan bize birer tane
almasıydı. Neşeyle biterdi o gün. Beni mutlu etmeye yeter de artardı
bile. Şimdi kendime baktığımda neleri geride bıraktığımı sorguluyorum.
Nasıl yaptım ben de bilmiyorum ama okulları bitirip öğretmen olmuşum
birden. Ama kendime bakış açımda değişiklik var, artık 1. sınıfa
giderkenki duyduğum kendine güven ve hayata karşı heves yok değil ama
eksik yerleri var, o kadar da büyük değil. Evet, ebat olarak, yaş
olarak büyümüşüm ama bazı şeylerde eksiklik var. Limon şeklinde sakız
da kalmamış piyasada, o kadar küçük şeyle mutlu olan çocuklar da
büyükler de yok. Herşey büyüdü; evler, okullar, arabalar, imkanlar...
sadece yüreklerimiz daraldı. Aynada gözlerime baktım, okul
resimlerimdeki kadar ışıldamıyor gözlerim. Bu ışıkta bir eksiklik, bir
burukluk var. Belki çocukken neyi bilmediğimi bilmiyordum, bu da
umrumda değildi, şimdi bilgim artıkça gözlerimdeki ışık da azalıyor
sanırım. Bazı şeylere kulaklarımı tıkamam, gözlerimi çekmem, ya da
aldırmamam mı lazım? Yapamıyorum, denedim olmuyor.. Bir kalkan var
elimde, yetersiz kaldığı zamanlar olmuyor değil ama beni bir süreliğine
idare ediyor. Kalkan elimden düşerse fazla yaşayacağımı zannetmiyorum...
Bu geçtiğimiz bir kaç gün içinde uzaklardan gelen misafirlerimizi ağırladık.
2 bayan bir de minik bir kız çocuğuydu misafirler. Konuştuk, güldük, gülümsedik. Ufaklık beni çok sevdi. Henüz ilkokul 3. sınıf öğrencisi ve sadece annesinden öğrendiği yarım yamalak türkçe ile neler söylüyordu neler. Bazen bir şey anlatmak istediğinde uzun uzun düşünüyor, ben çıkarabildiği bir kaç kelimeden tahmin yürütürken "anlamıyorsunuz" diyor ve kaşlarını kaldıra kaldıra gülümsüyordu. Ben de en az onun kadar sevdim kendisini. Sevimli bir kız. Neden bilmiyorum çocuklar beni seviyor. Bir arkadaşım çocukların ve doğadaki canlıların sevginin kokusunu erken farkettiklerini anlatmıştı bana. Bunun üzerinde düşünmüştüm. Sevgi için konuşmaya da gerek yok, bazen tuhaf bir şekilde beni seven çocuklar hatta hayvanlar oluyor. İlk defa beni görmesine rağmen sırnaşan muhabbet kuşları gibi. Yüreğim geniş sanırım, herkes az çok kendine bir yer edineceğini düşünüyor ki yaklaşıyor bana. Çok da sempatik bir görüntüm yok aslında. Ama arkadaşın dediği gibi; çocukların aldığı iyi bir sevgi kokusu olmalı. Bugün bunu düşünüp sevindim misafirleri yolcu ederken. İyi ediyorum,doğru yoldayım sanırım, aferin bana. Bazen kendimi daha önce yazdığım "insanlar vardır" şiirindeki üstü nilüferlerle kaplı biri olarak hissediyorum. Her sevgi, kalbimdeki sakin gölün üstünde açan nilüfer gibi.Çiçek açtığında bunu hissediyorum...
Yüreğimde bir sessizlik hakim bugünlerde. Nedendir bilmiyorum ağzını bıçak açmıyor.Sorduğum sorulara "allah büyük","Hayırlısı bakalım","Rabbim hayırlısını versin" gibi tevekkel cevaplar alıyorum. Aslında önce bu durumu yadırgamadım ama şimdi yavaştan endişelenmeye de başladım. Sakın bu bir fırtına öncesi sessizlik olmasın? Bazı şeyleri zaman geçtikçe hayat tecrübem arttıkça yaşım ilerledikçe daha iyi anlıyorum. Bu gerçeği de biliyor muydum? Evet! Ama son zamanlarda farkındalık işin içine girdi. Artık daha derin düşünebilmeye başladım sanırım. Monoton hayatın içinde kaybolduğumdan da kendi kendime yakınmıyor değilim. İş-ev arası gidip gelmeler arasında kalıplaşmış bir hayat değildi ben öğrenciyken hayal ettiğim. Geçen sene bu seneden daha az monotondum, bu sene biraz daha aynı işler peşinde koşan biri haline geldim. İşimden memnunum severek de çalışıyorum ama sanırım deşarj olacak ortam sağlayamıyorum kendime. Yaz tatiline sakladım kimi hayallerimi. Geçen yıl bu kadar ertelemiyordum hayatı, bu sene ertelemeler arttı. Hayat şartları işte, fedakarlıkları çoğaltınca "bazı şeyleri kaçırıyor muyum?" diye düşünmeye başladım.. Hava iyice ısındı Adana'da. Şimdi serin sulara atlamanın hayalini kurmak zamanıdır. Düşünüyorum da ; belki de böylece hayalimi gerçekleştirir, kafamdaki negatif elektrik yüklü düşünceleri de bu sayede atmış olurum....
can sıkıntısında okunacak, yüreğimize güzel bir şeyler serpiştirecek, dillendiremediğimiz duygularımızı ifade eden yazılarla her geçen gün yeni yazılar eklenen bir blog burası...